Hep işittiğimiz cümledir "Muhakkak görülmesi gereken yer." diyen abartmamış, hatta az bile demiş.
Geziden bahsedecek olursak; Gezi bir gece konaklamalıydı. Çanakkaleye gece saatlerinde ulaştık ve Geceyi Ecabat Konuk evinde geçirdik.
Ardından bizi dolu dolu bir gün bekliyordu. Kırk kişilik bir ekiple sabah erken saatlerinde yola çıktık. Rehberimiz Reyhan Hanım bize eşlik etti. Bize tek tek, sayfa sayfa anlatacağım dedi ve anlattıda. Yaklaşık yedi senedir bu işi yapıyormuş ama sanki ilk kez anlatıyormuş gibi heyecanlandığını, gözünün yaşardığını gördüm. Bende kalemim yettiğince yazmaya, hissetirmeye çalışacağım.
İlk olarak simülasyon merkezine gittik. Toplam on bir oda var ve bu odalarda savaşı ses-ışık efektleriyle, yerin sallanmasıyla birlikte videolar var. Aynı zamanda içerisinde müze var. Savaşın başından sonuna kadar güzel anlatılmış.
Simülasyon Merkezi
Müzede bulunan istihkam küreği. Aslında Mehmetçik ismin nereden geldiğinin sembolü diyebilirim. Kısaca bahsedelim. Bir Türk askeri olamak nasıl bir duygu anlayabiliriz.
Mehmet Çavuş ve komutasında yaklaşık yirmi askerle karaya çıkan İngiliz askerine ateş açmışlar. İngilizler ateşi yiyince oraya buraya siperlenmişler. Ateş savaşı sürmüş. Gittikçe birbirlerine yaklaşmışlar. Mehmet Çavuş tüfeği tutukluk yapınca çok öfkelenmiş, tüfeği atıp yerden zorla kopardığı taşları fırlatmaya başlamış. Elleri bu sırada parçalanmış. Bir küçük kürek bulmuş. Birliğini süngü hücumuna kaldırmış. Mehmet Çavuş en öndeymiş. Çok adam tepelemiş o kürekle. Yedek birlik de yetişmiş. Kurtulabilen İngilizler motorlara binip kaçmışlar. Bu olayı Mehmet çavuşun askerleri anltıyor. Medine müdafası'yla tanınan Ömer Fahreddin Paşa'nın konuşmasında Mehmedin askerleri anlamına gelen Mehmetçik adıyla seslenmiştir. Böylece Mehmetçik ismi ortaya çıkmışıtır (Turgut Özakman Diriliş Çanakkale 1915 Adlı kitabında mevcuttur)
Müzede daha çok bunun gibi semboller var. Öğrenciler içinde çok uygun 7.5 TL
Ardından Tabyalara gittik. Yani Cephaneliklere. Seyit Onbaşının Tam 250 kiloluk mermiyi taşıdığı Tabyaya gittik.
Tabyaların dışardan görünümü. Aslında dışarıdan kum tepeciklerine benziyor. Tamda düşman askerleri böyle zannetsin diye yapmışlar. Birde çatısına yığılan kumlar var. Herhangi bir top atışında topun hızını kessin cephaneliğe zarar verilemesin diye yapılmış. Çok efsane bir düşünce değil mi? Gel de hayran olma Atalarına.
Tabyaların yakından görünümü. Instagram'a videoda koyacağım içini dışını gösteren. Oradan ayrınıtılı bakabilirsiniz. Bu fotoğrafı koymamın bir sebebi de şuradaki teyzeler. Rehbersiz kendi başlarına geziyorlardı ailecek. Sonra tarihe merak duygusu değil mi? Geldiler yanımıza usulca ve gururla dinlediler. Gözyaşlarıyla dua edip ayıldılar. İşte bizim Nene Hatunumuz, Kara Fatmamız...
Ardından Soğanlıdere hastanesine gittik. Derme çatma bir bina beklerken hiçbir şey göremedik. Sadece yaprak hışırtıları, hafif hafif esen serin rüzgar ve yeşillikler vardı. Rahatlatıcı bir ortamı anımsatıyor değil mi? Tamda bu yüzden burada yaralıları tedavi ediyorlarmış. Çok fazla yaralı varmış fakat elde yeterli sayıda morfin, ekipman yok bu yüzden yaralıları iki sınıfa ayırıyorlarmış; Tedavi etsek bile ölme oranı yüksek olan, tedavi edince cepheye dönme oranı yüksek olan. böyle bir ayrım yapmak zorunda kalmış hekimlerimiz. O, istemeye istemeye ölüme terk edilen şehitlerimizi de serin bir ağacın gölgesine koyup huzur içinde ölmeleri beklenirmiş. Aslında iki türlü ölüm cepheye gidince ölüm kesin, burada ağaç altında kalıncada. Her seçeneğin sonu ölüm olan bir ecdadın torunlarıyız biz. Bize yakışanı yapıyormuyuz.
Hastaneyi temsili bir şehitliğe çevrilmiştir. Temsili demek pek de doğru sayılmaz. Biz biliyoruz ki her metrekare alana 11 şehit düşüyor. Çanakkale'deki her yer gerçek bir şehitlik aslında. Bastığın yerleri toprak diyerek geçme tanı! Düşün altında binlerce kefensiz yatanı.
Savaşta çok fazla şehit veriyoruz. Her birine teker teker mezar açmak ne mümkün! Kocaman bir hendek açıp onlarca askerlerimizi üst üste koyup gömüyorlar. Fotoğrafta gördüğünüz gerçek bir mezarlık. O büyük mezarlıklardan biri.
Gel gelelim O meşhur Şehitlik abidesine... Muntazam bir anlam ile yapılmış. Hemen aktarıyorum. Abidenin dört bacağı; Türkiye'nin dört bir yanından gelen kahraman askerlerini temsil ediyor. Dört bacağı birleştiren Türk bayraklı tepe ise Vatan anlamına geliyor.
Şehitlik Geniş bir alan. Orada bulunan her yapının bir manası var. Çok ince düşünülmüş ayrıntılar var.
Yine Çanakkale Şehitliği Abidesinde bulunan bir mezar.Çanakkale'deki şehitlikler temsilidir. Hiç birinin gerçek mezarı yoktur. Dediğim gibi her yer zaten mezarlıktır. Fakat bu meçhul askerinki Gerçek. 1915 yılında bir Anzak askeri, bir Türk askerini öldürüp kafasını kesmiş ve Avusturya'ya götürmüş. Orada kafatasını mumyalayıp senelerce saklamış. Yaşlandığında torunları 2003 senesinde Konsolosluğa bildirmiş. Aynı yılın 18 Mart 2003 yılında Şehitliğe törenle defnedilmiştir. Allah rahmet eylesin.
Hemen ardından şu olaydan bahsetmek istiyorum. Çanakkale bir mezarlık, sadece bizim askerlermizin değil dünyanın dört bir yanından gelen düşman askerlerin ölüleri de var bu memlekette. Mustafa Kemal bunun üzerine bir mesaj yayınlamış. Bu ince mesajı olduğu gibi paylaşıyorum.
‘Bu
memleketin toprakları üzerinde kanlarını döken kahramanlar! Burada bir dost
vatanın toprağındasınız. Huzur ve sükûn içinde uyuyunuz. Sizler, Mehmetçiklerle
yan yana, koyun koyunasınız. Uzak diyarlardan evlâtlarını harbe gönderen
analar! Gözyaşlarınızı dindiriniz. Evlâtlarınız bizim bağrımızdadır. Huzur
içindedirler ve huzur içinde rahat uyuyacaklardır. Onlar, bu toprakta canlarını
verdikten sonra, artık bizim evlâtlarımız olmuşlardır.’
Atatürk’ün bu hitabına daha sonra ‘Bir Anzak Annesi’ tarafından cevap yazıldı: “Gelibolu topraklarında yitirdiğimiz evlatlarımızın acısını, alicenap sözleriniz hafifletti. Gözyaşlarımız dindi. Bir ana olarak bana, bir güzelim teselli bahşetti. Yavrularımızın sonsuz uykularında, huzur içinde dinlendiklerinden hiç kuşkumuz kalmadı. Majesteleri kabul buyururlarsa bizler de kendilerine Ata demek istiyoruz. Çünkü, yavrularımızın mezarları başında söylediğiniz sözler, ancak bir öz babanın sözleri gibi yüce, ilahi... Evlatlarımızı bir baba gibi kucaklayan büyük Ata’ya tüm analar adına şükran, sevgi, saygıyla...”
Atatürk’ün bu hitabına daha sonra ‘Bir Anzak Annesi’ tarafından cevap yazıldı: “Gelibolu topraklarında yitirdiğimiz evlatlarımızın acısını, alicenap sözleriniz hafifletti. Gözyaşlarımız dindi. Bir ana olarak bana, bir güzelim teselli bahşetti. Yavrularımızın sonsuz uykularında, huzur içinde dinlendiklerinden hiç kuşkumuz kalmadı. Majesteleri kabul buyururlarsa bizler de kendilerine Ata demek istiyoruz. Çünkü, yavrularımızın mezarları başında söylediğiniz sözler, ancak bir öz babanın sözleri gibi yüce, ilahi... Evlatlarımızı bir baba gibi kucaklayan büyük Ata’ya tüm analar adına şükran, sevgi, saygıyla...”
Düşman askerini bile evlatları sayan bir ecdadın torunlarıyız. Savaşta bile zor durumda kalan askere yardım eden yufka yürekli dedelerimizin torunlarıyız. Allah hepsinden razı olsun.
Geldik Conk bayırına. Savaşın gerçekliğini gözler
önüne seren alan. Cephelerin yerleri odunlarla desteklenmiş, küçülmüş
daralmışsada hala aynı cephe. Düşman
askerleriyle savaşın yakınlığını gözler önüne seren yer. Tam tamına 8 metre
uzakta düşman cephesi. Sekiz metre demek ortamla sekiz adım. Yani cephenin ön
safında olan askerin öleceği kesin. Öndeki askerler şehit olunca hemen arka
cephedeki askerler arkadaşlarının şehit olduğunu görüyor ve üç dakika sonra kendi
öleceğini bile bile ön cephede yerini alıyorlar. Bu vatan kolay kazanılmadı. Bu
toprakların üzerinde anlımız ak başımız dik yürüyorsak gözünü kırpmadan ölüme giden askerlerimiz
sayesinde. Huzur içinde uyusunlar.
Kahraman Türk kadınlarını da unutmamak gerekir. Bu toprak olmadıktan sonra mücevherlerin ne anlamı kalır deyip kollarındaki, kulaklarındaki takıları çıkarıp cepheye, hastane yardım sağlamışlar. Hastanelerde seferber olmuşlar. Şefkatle askerlerimizi iyileştirmişler. Allah razı olsun. Savaş bitmiş bizim askerlerimiz kadınların bu davranışlarına karşı mahcup olup maaş bağlamayı teklif etmişler lakin kabul etmemiş kadınlar. Onun yerine Türk kadınlarına, düşman askerlerin silahlarının ucunu keserek üzerinde Cihadiye 1332 yazan yüzükleri nişan olarak armağan etmişlerdir.
Daha anlatılacak o kadar çok şey var ki bizim şimdiki nesil okumayı sevmez. Belki bu kısıma bile gelen olmayacak. İlk başlarda sayfayı kapatılacak. Bu benim için pek mühim değil. Sadece ben senin için yazıyorum. Sen okuduysan ve biraz olsun bir şeyler hissetirdiysem benim için kafi. Amacıma ulaşmışım demektir.
Şunu da eklemeden geçemeyeceğim (böyle böyle diyerek kaç tane şey anlattım). Çanakkale'de eskiden kalma evler dışında yeni ev yaptırmak yasak. Çünkü kazdıkça kemikler çıkıyor. Hala her şey dün gibi. Hani muhakkak gidilmesi gereken yer deniliyordu ya aslında MEB bunu zorunu tutmalı bence birinci sınıfa başlarken ve lise zamanında zorunlu götürmeli çocukları. Yakın gelecekte pek mümkün görünmüyor maalesef . Burada ailelere görev düşüyor. Gidin. Çocuklarınızı götürün. Tarihimizi anlatın. Yirmi yaşıma geldiğimde gitmiş olmama rağmen müthiş bir bilinç oluştu. Eskiden de farkındaydım ama gerçeği canlı canlı görmek apayrı. Elalemin Hiroşiması varsa bizimde en büyük Açık hava müzesi Çanakkalemiz var nesiller boyu anlatmakla bitiremeyceğimiz bir destan. Diyor ya şair " Seni tarihe gömsem sığmaz taşarsın."
Çok mühim bir konu şayet süçü lisan ettiysek affola.
Çanakkalenin 105. yıl dönümünde Mustafa Kemal Atatürk ve kahraman askerlerimizi saygıyla ve rahmetle anıyorum. Rabbim onlardan razı olsun. Bizde üzerimize düşen görevi layıkıyla yerine getirebilmeyi nasip etsin.Tüm gelmiş geçmiş şehtilermizin ruhuna El-Fatiha.
Daha fazla video fotoğraf için takip edebilirsiniz:)
Aynı zamanda görüş ve önerilerinizi bekliyorum
Instagram:Bir Başka Gezgin













İki kez gittim. Bu sene gidecektik nasip değilmiş. Umarım şu zor günler biter de yeniden gidebiliriz.
YanıtlaSil